Descartes ve Aklın Yönetimi İçin Kurallar

2006-05-31 23:31:00

Aşağıda Descartes'in bir çok açıdan faydalı bulduğum Aklın Yönetimi İçin Kurallar adlı kitabında sıraladığı kuralları bulacaksınız. Ortaçağ felsefe ve metafizik düşüncesi açısından bir tür hesaplaşma olarak da okuyabileceğimiz kitap, Yeniçağ düşüncesinin ve felsefesinin de ipıçlarını barınıdırıyor.

Kural 1: İncelemelerin konusu akla, karşısına çıkan her şey üzerine sağlam ve doğru yargılara varmayı sağlayacak bir yönetim vermek olmalıdır.


İki şey arasında bazı bir benzerlikler kurulduğunda, birisinde doğru olarak saptanan şeyin öbürü için de geçerli olduğu, hatta birbirlerinden ayrıldıkları noktalarda bile iki şeyin birlikte ele alındığı bir alışkanlık olarak kendini gösterir. İnsanlar bilimleri, birini diğerinden ayırarak, her birini ayrı ayrı öğrenmenin doğru olduğunu düşünürler. Hiç şüphesiz bu bir yanılgıdır. Bütün bilimler, aralarındaki farklılık ne olursa olsun her zaman bir ve aynı kalan insan bilgeliğinden başka bir şey değildir. Bir doğrunun bilinmesi, başka bir doğruyu keşfetmemize yardımcı olur. Bilimler kendi aralarında birbirlerine o kadar bağlıdırlar ki içlerinden birini öğrenmektense hepsini bir arada öğrenmek daha kolaydır. Dolayısıyla doğruyu araştırmayı ciddi olarak düşünen birisi tek bir bilim seçmelidir. Hepsi birbirine bağlıdır ve aralarında birleşmişlerdir.


Kural 2: Uğraşmamız gereken konular, yalnızca, aklımızın kesin ve açık bir bilgi edinmeye yeteceğini kestirdiklerimiz olmalıdır.


Her bilim kesin ve apaçık bir bilgidir. Çok güç konular üzerinde düşünmek, bunları hiç ele almamaktan daha iyidir. Zira doğruyu yanlıştan ayırma gücü olmayınca bilgimizi arttırmak yerine azaltma tehlikesi ile karşı karşıya geliriz. Vaktimizi boşa harcamaya karşı bizi uyaracak olan kuralları en başa almamız gerekir. İnsanlar genelde kolay şeyleri boşlayıp ve yalnız çetin konuları ele alarak onlar üzerinde kafa yorup vakitlerini boşa harcarlar. Onların yaptıkları bilim elde etmek değil, kafalarını şüphe yığınlarıyla şişirmekten başka bir şey değildir.


Şeyleri bilmeye bizi iki şey götürür: Deney ve tümdengelim. Olası bütün yanlışlar kötü çıkarsamayla değil, iyi kavranılmamış deneylerden veya deneyler üzerinde iyi düşünülmeden yapılan temelsiz yargılardan kaynaklanır.


Kural 3: Düşünce konusu olan şeylerde araştırılması gereken şey başkasının ne düşündüğü ya da kendi yapacağımız sanılar değildir, ama sezgi ile açık ve seçik olarak görebileceklerimiz ya da yapabileceğimiz çıkarsamalardır. Zaten bilim başka türlü edinilemez.


Önümüze getirilen bir konu üzerinde sağlam bir yargıya varacak güçte değilsek Platon’un veya Aristo’nun tüm akıl yürütmelerini okumakla filozof olamayız. Bununla yalnız tarih öğrenmiş oluruz.


Şeylerin doğruluğu üzerindeki yargılarımıza hiçbir zaman hiçbir sanıyı karıştırmamalıyız. Müdrikemizin eşyayı herhangi bir yanılma korkusu olmadan tanımamıza elverecek iki önemli husus vardır: Sezgi ve tümdengelim.


Sezgiden anladığımız şey, duyulardan edindiğimiz değişken inanç ya da kötü kurulmuş bir imgelemin (muhayyile) yanıltıcı yargısı değil, dikkatli ve saf zekanın onca kolaylıkla ve belirgin olarak biçim verdiği ve anladığımız şey üzerine herhangi bir şüpheye kesinlikle yer bırakmayan kavramdır. Tümdengelimin yalınlığından daha büyük olduğu için kesinliği de çok büyük olan bir kavramdır.


Sezgideki apaçıklık ve kesinlik yalnız açıklamalar için değil her türlü akıl yürütmeler için de gereklidir. Sezgi ile tümdengelim arasında bazı farklar vardır. Tümdengelimde bir tür devinim, birinden öbürüne geçme vardır. Sezgide durum böyle değildir. Tümdengelim sezgi gibi fiili bir açıklık istemez, kesinliğini şu veya bu şekilde bellekten alır.


Bilime götüren en güvenilir iki yol tümdengelim ve sezgidir. Akıl için fazlasında gerek yoktur.


Kural 4: Metod, doğruyu aramak için zorunludur.


İnsanlar, akla uygun hiçbir yol olmadığı halde akıllarını sık sık bilinmeyen yollara sokarlar. Bir şey üzerindeki doğru olanı metodsuz aramaktan ise hiç aramamak daha iyidir. Düzensiz olarak, bulanık düşüncelerle yapılmış incelemeler doğal ışığı karartır, aklın gözlerini bağlar.


Metod ile kast edilen şey, kesin ve uygulanması kolay kurallardır. Bunlara uyan kimseler yanlışı doğru diye almayacak, bilebileceği her şey üzerine boş yere kafa yormadan, bilgisini sürekli olarak, adım adım arttırarak doğru olan bilgiyi edinecektir. Burada iki noktanın altı çizilmelidir: Hiçbir suretle yanlışı doğrunun yerine koymamak ve her şeyin bilgisine varmak.


Madem ki bilgi ancak zihinsel sezgi veya tümdengelim sayesinde ediniliyor, o halde eğer metod doğrunun tersi olan yanlışa düşmemek için, zihinsel sezginin nasıl kullanılması gerektiği üzerine bize eksiksiz bir açıklama ve her şeyin bilgisine ulaşmak için tümdengelimler bulmanın yolunu gösteriyorsa, metodun tam ve eksiksiz olması için başka bir şeye gerek kalmayacak.ama metod bu işlemlerin nasıl yapılması gerektiğini öğretmeye kadar gitmez.


Kural 5: Metod bütünüyle zekanın kimi doğruları bulmak için işlemesi gereken konuların sıraya ve düzene konulmasından ibarettir. Karmaşık ve karanlık önermeleri adım adım daha basit önermelere indirir ve bundan sonra en basit sezgilerden başlayarak yine adım adım bütün öbür bilgileri edinmek suretiyle kendimizi yükseltmeye çalışırsak metoda titizlikle bağlı kalmış oluruz.


Descartes insan becerisinin en üstün noktasının bu olduğunu belirtir.


Kural 6: En basit olan şeyleri karmaşık olanlardan ayırt etmek ve bunların incelenmesinde bira sıra izlemek için birinden öbürüne kimi doğrular çıkarttığımız her türlü şeyler dizisinde önce en basit olanı, daha sonra geri kalanların ona nasıl çok, az ya da eşit uzaklıkta bulunduklarını belirlemek gerekir.


Bu önerme her ne kadar yeni bir şey öğretmiyor gibi gözükse de sanatın temel gizi buradadır. Bu kitaptaki en yararlı önerme de budur. 4,5 ve 6.önermeler birbirinden ayrılmamalıdır, çünkü genellikle birlikte düşünülmesi gerekir ve metodun yetkin olması için aynı anda koşut olarak giderler. Bundan sonraki önermeler bu 6 önermenin ayrıntılı açıklaması anlamına gelir.


Kural 7: Bilimi bütünlemek için amacımıza sürekli ve hiç kesintisiz düşünce devinimi ile bağlı olan her şeyi teker teker ele almak ve yeterli ve metodlu bir sıralama içinde birleştirmek gerekir.


İlk ilkelerden çıkarsanmış olan ve kendiliğinden ama dolaylı olarak bilinen doğruları kesin saymak için bu bölümde ileri sürülenlere uymak gerekir. Bu kimi zaman gerçekten de öylesine uzun bir yargılar zincirlemesi ile olur ki bu doğrulara ulaştıktan sonra bizi buraya kadar getirmiş olan yolun bütününü anımsamak kolay olmaz. Bundan ötürü hafızanın açığını düşüncenin bir çeşit sürekli devinimi ile kapatmak gerekir. Descartes böylelikle hafızaya yardım etmek suretiyle aklın işleyişindeki yavaşlığın düzenlenmiş, kapsamının genişletilmiş olacağını söyler. Bu devinim hiçbir noktada kesintiye uğratılmamalıdır. Küçük bir atlama zinciri koparır, sonucun kesinliğini bütünüyle yok eder. 

           

Kural 8: Aranılacak şeyler dizisinde anlığımızın sezgi ile yeterince iyi göremediği bir şey belirdiği takdirde orada durmak gerekir. Arkadan gelenle uğraşmamalı, gereksiz bir işe girişilmemelidir.


Bundan önceki 3 kural bir düzen buyruğu oluşturuyor ve bunun açıklamasını veriyor. Bu kural ise bunun ne zaman kesin olarak gerekli, ne zaman yalnızca yararlı olduğunu gösteriyor.


Bir örnek verecek olursak, izafi şeylerden mutlağa ya da mutlaktan izafiye varmaya yarayan dizide tam bir basamak kuran şey, zorunlu olarak daha sonra gelenlerden önce sınanmalıdır. Diğer yandan aynı basamakta bir çok şey varsa bunların düzenli olarak ele alınmasında fayda vardır.


Descartes’a göre bir kimse inceleme konusu olarak insan aklının yettiği tüm doğruları alacak olursa hiç şüphesiz eldeki kurallara göre, hiçbir bilginin müdrikenin bilgisinden önce gelemeyeceğini bulacaktır. Çünkü tüm geri kalanın bilgisi ona bağlıdır. Daha sonra salt müdrike bilgisinden dolaysız olarak geleni ayrıntılı olarak inceledikten sonra müdrikeden başka sahip olduğumuz tüm bilgi edinme araçlarını sıradan geçirecektir ki bunlardan yalnız iki tanesi vardır: imgelem ve duyular. Demek ki üç bilgi edinme yolunu ayırt etmek ve incelemek için titizlik gösterecek, salt doğru ve yanlışın yalnızca müdrikede bulunduğunu ama kaynaklarını çoğunlukla öteki iki bilgi yolundan aldıklarını görerek yanılmaktan korunmak için kendisini yanıltabilecek her şeye karşı çok dikkatli olacak ve içlerinden güvenli olanı izleyebilmek için insanları doğruya götüren bütün açık yolları birer birer ve titizlikle tecrübe edecektir.


Zekamızın sınırları konusunda ikircikli kalmamak, rast gele ve gelişigüzel çaba harcamamak için insan aklının bütün bilgileri edinmeye yetebileceğini görmek gerekir. Bunu daha iyi yapabilmek için bilinmesi kolaylık bakımından eşit olan şeyler arasından her zaman en yararlı olanından başlanmalıdır.


Kural 9: Aklımızın bütün işlekliğini daha az önemli ve kolay olana yöneltmeli ve doğruyu sezgimizle açık ve seçik olarak görme alışkanlığı edininceye kadar üzerinde yeterince uzun süre durmalıyız.


Bilimleri öğrenmek için başvurmak zorunda olduğumuz sezgi ve tümdengelimi anlattıktan sonra Descartes bundan sonraki bölümde bu işlemleri yapabilecek hale gelmenin nasıl mümkün olacağını anlatır. Bu da sezgi ile her şeyin belirgin olarak görülmesi suretiyle bilme ve kavramayı ve birilerini öbürlerinden çıkarsayarak zekanın nasıl beslenmesi gerektiğini ortaya koyarak mümkün olur.


Kural 10: Akla işlerlik kazandırmak için daha önce başkaları tarafından bulunmuş olan şeyleri araştırmaya ve en az önemli olanları da içimde olmak üzere, insanların sanat 4e mesleklerini ve özellikle bir düzene bağlı olan ya da bir düzene dayananlarını metodlu olarak gözden geçirmeye çalışmak gerekir.


Bu önermede Descartes, hemen en güç ve çetrefilli konulara dalmamız gerektiğini, önce en az önemli ve en basit sanatların hepsini ve ilke olarak daha düzenli olanların ele alınması gerektiğini söyler. Bu yüzden araştırmalara metodla girme uyarısında bulunur. Metod ise, bu en az önemli konularda konunun zaten kendisinde bulunan ya da ustaca icat edilen düzenin sürekli olarak gözetilmesi anlamına gelir.


Kural 11: Kimi basit önermelerin sezgisinden sonra bunlardan bir başka sonuç çıkardığımız zaman aynı önermeleri zihnin sürekli ve hiç kesintisiz devinimi içinde gözden geçirmek, karşılıklı ilişkiler üzerinde durmak ve bundan aynı anda elden geldiğince çok ve ayrı ilişki çıkarmak yararlıdır. Ancak böylelikle bilgimiz çok daha kesin bir hale gelir ve aklımızın kapsamı artar.


Descartes burada önermeler zincirlemesinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Eğer önermelerin her biri tikel olarak yanındakilerle karşılaştırılırsa birinci ile sonuncu arasındaki oranın ne olduğunu kavramak bizim için daha da kolaylaşır. Buna karşılık en uçlardan başlayarak ortadakini bulmak o kadar kolay değildir. 


Kural 12: Son olarak ister basit önermeler üzerine belirgin bir sezgi sahibi olmak, ister aranılan şeylerle bilinen şeyler arasında onları yeniden tanımaya olanak sağlayacak bir bağ kurmak ve isterse aralarında karşılaştırma yapılması gereken şeyleri bulmak için insan ustalıklarından hiçbirini savsaklamadan imgelem, duyular ve bellekten, anlığımızın bütün yardımlarından yararlanmak gerekir.


Bu kural daha önceden söylenmiş olanların tümünün vardığı noktadır. Ve tikel olarak açıklanması zorunlu olanı genel olarak öğretir. Descartes bunu şöyle açıklar: Bilgide göz önüne alınacak iki nokta vardır: Bilen biz ve bilinecek şeyler. Bu konuda işimize yarayacak dört yeti vardır: müdrike, imgelem, duyular ve hafıza. Doğruyu algılamaya elbette sadece müdrike yeteneklidir. Ancak diğer 3 öğeden de bu konuda yararlanılır. Gerçeklik yönünden ise üç şeyi incelemek yeterlidir: Önce kendiliğinden görüneni, sonra belirli bir nesnenin bir başkası aracılığıyla nasıl bileneceğini ve son olarak bunların her birinden hangi çıkarsamaların yapılabileceği.


Kural 13: Bir sorunu eğer tam olarak anlamış isek onu her türlü gereksiz kavramdan soyutlamalı, en yalın olduğu duruma getirmeli ve bir sayımdan geçirerek olabildiği kadar küçük parçalara bölmeliyiz.


Bir konuya şu şekilde bakılmalıdır: Önce zorunlu olarak sorunun bütünü içerisinde bilinmeyen bir şey bulunmalıdır, aksi takdirde araştırma boşa gider. İkincisi bu bilinmeyen şu veya bu şekilde gösterilmiş olmalıdır. Yoksa herhangi bir objeyi değil de asıl araştırmamız gerekeni gözden kaçırmış oluruz. Üçüncüsü bu bilinmeyen, yalnızca herhangi bilinen bir şeyle gösterilmiş olmalıdır.


Descartes’a göre, önemli olan tek şey, bir önermeden bize verilmiş olanların hepsinin, konuyla ilgili olmadıkları açıkça görülenlerin atılmasıyla, gerekli olanların bırakılmasıyla, şüpheli olanların daha dikkatli bir sınamaya tabi tutularak, düzenli bir sıra ile elden geçirmektir.

           

Kural 14: Aynı kuralın cisimlerin gerçek uzamına uygulanması ve imgeleme tümünü birden yalın ve çıplak şekiller yardımı ile önerilmesi gerekir. Gerçekten de böylece anlık tarafından daha belirgin olarak kavranmış olur.


Uzam, şekil, devinim ve benzerleri gibi önceden bilinen varlıklar çeşitli öznelerde aynı idea yoluyla tanınırlar.  Bu ortak idea bir özneden ötekine ancak basit bir karşılaştırma ile geçer. Aranılan şeyi, şu ya da bu oradan belli bir objeye benzer, özdeş ya da eşit diye doğrularız. Öyle ki her akıl yürütmede doğruyu tam tamına ancak bir karşılaştırma yoluyla biliriz. Descartes’a göre bu karşılaştırmalara yalnız aranılan şey ile verilen şeyi bir doğada eşit olarak bulundukları zaman basit ve açık diyebiliriz. Öteki bütün karşılaştırmalar hazırlanmış olmayı gerektir.  Descartes daha sonra uzamın ne olduğunu ve karşılaştırmaların nasıl yapılacağını şekiller yardımıyla uzun uzun anlatır.


Kural 15: Genellikle bu şekilleri çizmek ve dış duyulara sunmakta da yarar vardır. Böylece düşüncemizi uyanık tutmak daha kolay olur.


Bu şekilleri gözlerimizin önüne koyarken görüntülerinin imgelemimizde daha belirgin olarak şekillenmesi bakımından bunların ne tarzda sunulması gerektiği kendiliğinden apaçık bir olgu olarak karşımıza çıkar.


Kural 16: Zihnin doğrudan dikkatini gerektirmeyenlere gelince, sonuç için gerekli olsalar bile bunları tam şekillerle göstermektense olabildiğince kısa imlerle belirtmek daha iyi olur. Böylece bellek yanılmayabilir, düşünce başka tümdengelimlerle uğraşırken bunları tutmakta dalgınlığa düşmez.


Hayal gücümüze sunulan sayısız boyut arasından ister gözle ister zihni olarak bir tek ve aynı sezgi ile  farkı iki boyuttan başkasına bakmamak gerektiği gibi diğer boyutları da her gerektiğinde kolayca anımsayacak biçimde akılda tutmak önemlidir. Zaten hafızanın yaratılış amacı da budur. Descartes, bu güçlüğün bir tek şey oluşturacak biçimde çözülmesi için yapılacak bütün işin onu bir imgeyle göstermek olduğunu söyler.


Kural 17: Ortaya konan güçlük, terimlerden hangilerinin bilinen, hangilerinin bilinmeyen olduklarına bakmadan ve her birinin öbürlerine göre karşılıklı bağımlılıkları doğru bir düşünme yöntemi sayesinde sezgi ile sınanarak, dolaysız olarak elden geçirilmelidir.


Descartes 13, 14, 15 ve 16. kuralların bize belli ve tam olarak kavranmış güçlüklerin tikel konularından her birinden nasıl soyutlanacağını ve aralarında kimisi verilmiş orantıların büyüklüklerinin saptanarak bilinmesi gereken kimi büyüklüklerin dışında başka hiçbir şeyin kalmadığı bir noktaya nasıl gelineceğini anlattı. Bundan sonraki 5 kural (17-18-19-20-21) bu güçlüklerin sayıları ne olursa olsun bütün bilinmeyen büyüklüklerin bir tek önerme içinde ve bilinen bir büyüklüğe eşit bir toplam tutacak şekilde birilerini ötekilere bağlayarak nasıl incelenmesi gerektiğini anlatmıştır


Kural 18: Bunun için yalnızca dört işlem gereklidir: toplama, çıkarma, çarpma ve bölme. Bunların arasından son ikisi gerek durup dururken hiçbir şeyi karmaşık hale getirmemek, gerekse sonradan daha kolay yapılabilecekleri için burada sık sık yapılmazlar.


Kural 19: Güçlüğü, bu akıl yürütme metodu ile dolaysız olarak gözden geçirmek için bilinen saydığımız bilinmeyen terimler kadar, iki ayrı biçimde dile getirilen büyüklükler aramak da gerekir. Böylelikle iki şey arasında o kadar karşılaştırma yapılmış olur.


Kural 20: Denklemleri bulduktan sonra, kenara bırakmış olduğumuz işlemler, bölmenin yer aldığı yerde hiçbir zaman çarpmaya baş vurulmadan bitirilmelidir.


Kural 21: Bu türden birkaç denklem bulunduğu zaman hepsini bir teke, yani terimlerinin sürekli orantılı büyüklükler dizisi içerisinde daha az basamak tutacak olanına, aynı terimlerin kendisine göre sıralanacak oldukları denkleme indirmek gerekir.



Aklın Yönetimi İçin Kurallar, Descartes, çev. Müntekim Öktem, Sosyal Yay.


1890
0
0
Yorum Yaz